ZEYTUN İSYANLARI

Osmanlı Devleti’ne sadık bir millet olan ve önemli mevkilerde görevlere yükselen Ermeniler, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren büyük devletlerce kışkırtılmış ve birçok yerde isyan etmişlerdir. Türklerle birlikte imparatorluğun birçok bölgesinde dağınık olarak yasayan Ermenilerin yoğun olarak bulunduğu yerlerden birisi de Maraş’a bağlı Zeytun kazası ve çevresindeki yerleşim alanları idi. Dağlık bir bölge olan Zeytun’da yasayan Ermeniler tahriklere kapılarak isyanlar çıkarmışlar, çevrede yasayan birçok Türk’ü ve isyan sonucu üzerlerine gönderilen askerleri şehit etmişlerdir. Zeytun’da büyük isyanlar 1862, 1878, 1895 ve 1914 yıllarında olmuştu.

Zeytun Ermenileri bu isyanlarında dört kıtadaki Ermeni komitelerinden maddi ve manevi destek almışlardır. Bölgedeki misyonerlerin çalışmaları da isyancılara güç katmıştır. Zeytun Ermenileri hemen her isyan sonucu, Avrupalı devletlerin araya girmesiyle affa uğramışlardır. Bu durumdan cesaret alarak tekrar tekrar isyan etmişlerdir. Yaptıkları katliamlar ve ahaliye verdikleri zarar adeta yanlarına kar kalmıştır. 

***

Zeytun, Maraş vilayetine bağlı, çok dağlık bir kaza merkeziydi. Maraş’ın Kuzeybatısında, Ceyhan Nehri ile Göksun Çayı arasında 3014 m. yükseklikteki sarp ve ormanlık Berit Dağı’nın eteğinde, dar bir vadi içindeki Zeytun Çayı üzerinde kurulmuştur. Zeytun’un bulunduğu bölge, suyu bol ve şiddetli akan birçok dere ile bölündüğü için çok girintili ve çıkıntılıdır. Dağların her tarafında bol miktarda zeytin ağacı bulunduğundan,  buraya “Zeytun” denilmiştir. Kasabanın bugünkü adı ise Süleymanlı’dır. Zeytun, Türkler tarafından verilen bir isimdi. Buranın ismi için Zeytunlu Ermeniler köy anlamına gelen “Kegh” tabirini kullanırken Ermeni kaynaklarında bu isim “Ulniya” şeklinde geçmektedir.

 

Zeytun, Halep’e 270, Maraş’a 58 kilometrelik mesafede bulunmaktadır. Osmanlı döneminde Zeytun’a gitmek için Maraş’ın üzerinde bulunan Ahır Dağı’nı geçmek gerekirdi. Yoğun kış  şartlarında dağa tırmanıp aşmak zordu. Zirveye doğru tek yol uçurumları takip eden küçük keçi yoluydu. Burada iklim de oldukça çetindi. Çıkan fırtınaların aniden bastırması nedeniyle yolunu kaybeden askerler ve taşıma hayvanları canlarını yitirebilirlerdi. 

 

Kaynak: Mark Sykes, Dar-ul-Islam, London, 1904

 

Maraş’tan gelen yolcular önlerindeki sıradağı aşmak için Bertiz Çayı denen küçük dereyi asarak Ceyhan Nehri’ne ulaşırlardı. Zeytun’a tırmanmaya başlamadan önce bu güzergâhı geçmek zorundaydılar. Nehirden, Maraş Mutasarrıfı Salih Paşa’nın 1892 yılında ahşaptan yaptırmış olduğu Hamidiye Köprüsü ile geçilirdi. Zeytun’a giden yolun son bölümü özellikle zordu. Yola hâkim tepeler, çetelerin pusu kurmasına çok elverişli olduğundan, bu bölüm askeri güçlerin geçişi için oldukça zordu.

Kaynak: Grothe, Geographische Charakterbilder, Leipzig, 1909

Kaynak: Hugo Grothe, Geographische Charakterbilder, Leipzig, 1909

Zeytun Ermenilerinin Menşei

Ermenilerin Zeytun’a nereden gelip yerleştikleri konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bazı yazarlara göre Zeytun Ermenileri, XI. yüzyılda Doğu Anadolu’da merkezi Ani şehri olan Bağdat Prensliği’nin yıkılısından sonra buraya gelmişlerdir. Diğer bazılarına göre Zeytun Ermenileri, Kilikya (Çukurova) Ermeni Prensliği’nin son zamanlarında (Rubenyan Hanedanı devri-1342’ye doğru) Memluk hücumlarından kaçarak bu bölgeye yerleşen Ermenilerdir. Ermeni tarihçilerinin bazılarına göre ise Zeytun Ermenileri, 1064 yılında Selçuklu Türklerinin eline geçen Ani bölgesinden buraya göç etmişlerdir. 

Kaynak: W.J. Childs, Across Asia Minor on Foot, Edinburgh/London, 1917

Ermeni yazarlara göre Zeytun; Urfa’dan gelmiş yedi aileden, 1064 yılında Ani’nin Bizanslılara geçmesinden sonra oradan Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağılan göçmenlerden, Vanlılardan, başka yerlerden o bölgeye sığınmış Ermenilerden, Rupinyan soyunun kurucusu olan Rupen ile birlikte gelen Pakradunilerden oluşuyordu. Ermeni tarihçi Dabagyan da, Zeytunlu Ermenilerin kökenini açıklarken; “Ani Beldesi’nin Bizanslılara geçmesinden ve Bizanslıların Ermeni katliamından sonra, Anadolu’nun muhtelif bölgelerine dağılan ‘Pakraduni Hanedanı’ mensupları Haçin ve Zeytun havalisine yerleşmişlerdir”, demektedir. Yazara göre bunlar; “birtakım entrikalara müsait gayr-i Ermeni unsurlar” idi. Ermeni tarihçi Semerciyan’a göre Zeytun Ermenileri; “Rupinyan soyundan Zarmanuhi adında bir kadın, Ani krallığının yok olmasından Zeytun’a gelerek orada 65 yıl hüküm sürmüştür. Daha sonra Zeytunlular, Maraş’ta Dulkadirogullarının, bazen de Çukurova’da Tecirli Türkmenlerinin idaresi altında bulunmuşlardır”. Zeytun’un Osmanlı yönetimine geçmesi Yavuz Sultan Selim devrinde olmuştur. Dulkadirogulları Beyliği’nin toprakları içinde yer alan Zeytun, 1515 yılında Osmanlı yönetimine girmiştir.

Kaynak: Hugo Grothe, Geographische Charakterbilder, Leipzig, 1909

Osmanlı İdaresinde Zeytun

Maraş bölgesinin 1515 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmasından sonra Kanuni döneminde yeni fethedilen bu bölge için tahrir işlemi yapılmıştır. Yapılan 1563 tarihli bu Maraş Tahrir Defteri’ndeki kayıtlardan şehir nüfusunun ancak ’nun gayrimüslim (Ermeni) olduğu ve bunların da büyük çoğunluğunun Zeytun’da bulunduğu anlaşılmaktadır. Aynı yıl Zeytun’da 148 Müslüman, 1928 gayrimüslim mevcuttur. Zeytun nahiyesine bağlı 6 Müslim, 6 gayrimüslim köyü vardır. Hıristiyan köyler; Köse Çınar, Kırnos, Kala-i Zeytun ve Yeniceköy’dür. 

Zeytun nahiyesindeki 10.964 dönüm yerde buğday, arpa, mısır ve pamuk yetiştirilmektedir. Yine 20314 bağ, 1023 bostan, 1473 kovan, 110 koyun ve keçi, 900 değirmen mevcuttur. 1585’te Osmanlı ordusu Tebriz seferine çıkarken Maraş’tan yeteri kadar pirinç istenmiş, Zeytun’dan ise 500 adet koyun istenmiştir. Zeytunlular itiraz ederek bu sayıyı 400’e düşürmüşlerdir. Bu durum Zeytun’da yoğun bir şekilde hayvancılıkla uğraşıldığını göstermektedir. 

Zeytun, 16. yüzyılda Maraş sancağına bağlı bir köydü, kalesi de vardı. 1523’te bu köyde yaklaşık olarak 3.700 kişi yasamaktaydı. 1564’te ise nüfus 3450’ye yakındır (891 nefer, 99 yarım çiftlik sahibi, 526 ekilecek arazisi olmayan evli vergi mükellefi, 1 ama ve 29 bağcı). Halk cizye dahil bütün vergilerini vermektedirler, bunların toplamı 51.609 akçeyi buluyordu.  

Aslen Ermeni olan Polonyalı Simeon 1608-1619 yılları arasında Anadolu’yu da kapsayan bir seyahate çıkmış ve 1613 yılında Maraş ve Zeytun’u da gezmiştir. Onun anlattıklarına göre; “Maraş’ta 20 hane, Fırnız’ta ise 44 hane Ermeni vardır. Fırnız’da bir kilise ve Manastır; Zeytun’da ise altı kilise ve bir manastır”, vardır. Seyyahın aktardığına göre; “Zeytun’da 11 kilise, çok eski bir şapel ve iki de manastır vardır”. Zeytun halkının gelirinin büyük kısmı civarda bulunan demir madeninin işletilmesiyle temin edilir. Zeytun Ermenileri ziraat, ticaret ve madencilik gibi mesleklerle meşgul olmuşlardır. İklim şartlarının uygun olması sayesinde kasabanın bağ ve bahçelerinde üzüm ve elma gibi meyveler üretilmiştir. Ancak arazinin engebeli olması nedeniyle tarım faaliyetleri çok sınırlı bir alanda yapılabilmiştir. Bu sebeple Zeytunlular ekseriyetle demircilik ve katırcılıkla meşgul olmuşlardır. Kasaba dahilinde bulunan 2 adet demir ocağından çıkarılan demirler halk tarafından islenmiştir. İhtiyaç duydukları zahireyi de Elbistan kazasıyla Göksun nahiyesinden almışlardır. 

Osmanlı döneminde rahat bir hayat süren, ekonomik sahada en ileri giden Ermeniler; Maraş’taki ticarette, sanayide ve kısmen ziraatta Türklerden ileri gitmişlerdi. Çok kazanıyorlar ve bolluk içinde yaşıyorlardı. Zeytun Ermenileri de havalinin nakliyatını ellerinde tuttuklarından, zengin olmuşlardı. Köylerdeki Ermeniler; çok hayvan yetiştirmek, kereste biçmek, bağlarından bol üzüm çıkarmak, tarlalarından hububat meydana getirmek hususunda ileri gitmişlerdi. Bunlar; Meşrutiyet’ten önceleri askerlikle de mükellef olmadıklarından, gençleri de kazanç yolunda bulunmak dolayısıyla ilin bütün iktisadiyatını ellerinde tutuyorlardı. Şehirlerin, kasabaların, köylerin en güzel yerlerinde, en güzel evler yaptırıyorlar, diğer halktan daha güzel dirlikte bulunuyorlardı. İçlerinden memur olanlar, avukatlık yapanlar da vardı. Hele doktorluk bunlara münhasır idi. Meşrutiyet’ten sonra asker olmaya başlamaları, bunlara öteden beri besledikleri politik emellerine kavuşma ümidini vermekte idi. Gerçi zenginlerinden çoğu nakdi bedel veriyorlardı, fakat askeri talim ve terbiye görenler ekseriyette idi. 

Zeytun İsyanları

Zeytun, Ermenilerin en faal oldukları ve sık sık isyanlara teşebbüs ettikleri bir merkez olmuştur. Hınçak Komitesi için de önemli bir faaliyet ve hareket sahası haline gelmiştir. Dağlık ve ormanlık bir bölgede bulunan Zeytun’da 1545 tarihinden Kurtuluş Savası sonuna kadar yaklaşık dört yüz yıl isyan devam etmiştir. Birçok defa Zeytun Ermenileri ile Müslümanlar arasında anlaşmazlıklar çıkmış ve bu anlaşmazlık zaman zaman ölümlerle sonuçlanmıştır. Zaman geçtikçe Ermeniler ile Türkler arasındaki düşmanlık, intikam ve çatışmalar artmıştır. Bu olayların gelişmesinde Sis Katogikosluğu’nun önemli rolü olmuştur. Her ne kadar taraflar arasındaki anlaşmazlığı hükümet çözmüş ise de bu, geçici olmuş ve kalıcı bir huzur ortamı sağlanamamıştır. Zeytun isyanları, Osmanlı Devleti’nin çeşitli bölgelerinde görülen devlete başkaldırma hareketlerine benzer, derebeylik zihniyetinden kaynaklanan ve fakat değişik sebeplere de dayanan olaylardır. Bu isyanları 1780-1916 arasında bazı Ermeni yazarları 41 adet olarak göstermişlerse de, aslında isyanların 57 adet olduğu belirtilmektedir. 

Zeytun’da 1780’den 1895 yılına kadar meydana gelen isyanlar ve oraya karsı yapılan hareketler şu şekilde özetlenebilir:

1780 Ayaklanması: Maraş Valisi Ömer Pasa, 1774 Rus Savaşı sırasında vergilerin doğruca Maraş’a verilmesini istemiş, bunun üzerine isyan çıkmıştır. Zeytun, 7 ay kuşatmada kalmış, ancak Ömer Pasa şehit olmuştur.

1782 Ayaklanması: Ömer Paşa’nın ardından Ali Paşa, Zeytun’a karşı harekete geçmiş, ancak Göredin bölgesinde yenilmiştir.

1808 Ayaklanması: Maraş Mutasarrıfı Kalender Pasa, Zeytun’a gelerek burayı 9 ay kuşatmış ve Zeytunlulara 6 kese vergi vermeyi kabul ettirmiştir.

1819 İsyanı: Halep Valisi Çapanoglu Celal Mahmut Pasa, Maraşlıların ricası üzerine Zeytun üzerine yürümüş fakat bir sonuç alamamıştır.

1829 Ayaklanması: Zeytun eşkıyasının İslam köylerine yaptığı baskınlar ve mezalim karşısında Kayseri Valisi Köse Mehmet Pasa Zeytun’a gönderilmiş ise de kesin bir sonuç elde edememiştir.

1832 İsyanı: Bayezitoglu Süleyman Pasa, Ermeniler arasında ayrılık çıkarmaya çalışmış ve üzerlerine yürümüş ise de belirli bir sonuç elde edememiştir.

1835 İsyanı: Süleyman Paşa’dan sonra Tosun Pasa, birikmiş yedi yıllık vergi için bazı Zeytunluları hapsetmiştir. Zeytunlular da buna karşılık, bazı Maraş ileri gelenlerini kaçırmışlardır. İki taraf da tutuklularını bırakmak şartıyla bir uyuşmaya varmışlardır. Ancak vergi meselesi yine halledilememiştir.

1836 Ayaklanması: 1836 yılında Maraş’ta Ermeni Topolyan’ın öldürülmesi sonucu Deli Keşiş olayı ortaya çıkmıştır.

1840 İsyanı: 1840 yılında Akçadağ harekatı yapılmıştır. Ermeniler yine ayaklanmışlardır.

1842 Ayaklanması: Bu tarihte Tecirliler ile Ermeniler arasında çarpışmalar olmuştur.

1852 İsyanı: Maraş Mutasarrıfı İskodralı Mustafa Paşa, 150.000 kuruşluk birikmiş vergi borcu için Zeytunlular üzerine yürümüş ise de, yine kesin bir sonuç alınamamıştır. Aynı yıl asi Ermeniler, Müslüman köylerini yağmalamışlardır.

1853 İsyanı: 1853 yılında Zeytun’a Misyoner Melikyan Ardzruni Hovakim isimli bir Ermeni gelmiştir. Kendisini kasabanın hakimi durumuna getirmiştir. Şehrin savunma tertiplerini takviye etmiş ve bu maksatla finansman temini için 1854 yılında Rusya’ya gitmeye karar vermiştir. İshanlar (Zeytun’un agaları) devam eden Kırım Harbi dolayısıyla maruz kalabileceği tehlikeleri öne sürerek onu bu düşünceden vazgeçirmeye çalışmışlardır. Ancak Hovakim ihtarlara aldırmayarak yola çıkmış, fakat Erzurum’da yakalanarak idam edilmiştir.

1862 İsyanı: Zeytun Ermenileri, daha önce devletin koyduğu kanunlara karşı koymak için isyan ettikleri halde 1860 yılından sonra bağımsız devlet kurma amaçlarına ulaşabilmek, Büyük Devletlerin dikkatlerini çekmek ve Osmanlı Devleti’nin huzurunu bozmak için isyan etmeye başladılar. Etraftaki Müslüman köylerin yollarını kapattılar. Hatta Müslüman köylüleri katlettiler. 1859 yılında bölgede yaşayan Tecirli Türkmenlerini Adana’ya göç etmeye mecbur bırakan Zeytun Ermenileri, 1860 yılında da vergileri tahsil etmek üzere Zeytun’a yürüyen Hurşit Paşa’yı geri püskürttüler.

1862 yılında, 500 kişi civarında olan Zeytun Ermenileri Müslümanların oturduğu Kertman Köyü’nü bastılar. Zeytunlular ilk anda, en büyüğü altı yaşındaki beş çocuk olmak üzere 16 kişiyi öldürdüler. Daha sonra hareketlerine devam ederek ahalinin bir kısmını katlettiler ve büyük çoğunluğunu yaraladılar. Bazı kadın ve kızları kaçırdılar. Maraş mutasarrıfı Aziz Paşa, 24 Ağustos 1862’de Zeytun üzerine gitti. Aziz Paşa, 27 Ağustos 1862 tarihinde Hariciye Nezareti’ne bir yazı göndererek Zeytun’da güvenliğin sağlandığını, Zeytunluların pişmanlıklarını bildirdiklerini, hatta vergi borçlarını ödediklerini, herhangi bir talana meydan vermemek için Zeytun’un içine girmediğini bildiriyordu. Aynı gün Zeytun Ermeni Cemaati de Hariciye Nezareti’ne hitaben bir dilekçe göndererek Aziz Paşa’dan şikayetçi oldu. Hatta Ermeni şairlerinden Mıgırdıç Beşiktaşlıyan Zeytunlular için yazdığı şu şiiri tören sırasında okudu:

Ey nazlı ana, kimi özlüyorsun?

Gel buraya, korkma, yakın gel.

Yarasından kan akan yavruna,

Göz yaşları dökmeyerek metânetle bak.

Bırak, Türk anaları ağlasın,

Sen, Zeytun’a peyâm-ı sürûr götür.

Güneş doğdu, Zeytunlular, çabuk atlara binelim,

Silahlar yukarı, arş ileri yürüyelim.

Muhterizler, yurt ve kucak düşkünleri bizden değil,

Bunca çektiğimiz kulluk, esâret artık yeter,

Acılığı biraz da Türk’e tattırmaya çalışalım.”

Zeytun’daki gelişmeleri bu şekilde haber alan İstanbul Ermenileri Kirkor Vartabet Apartyan’ı, şikâyette bulunmak üzere Fransa İmparatoru III. Napolyon’a gönderdiler. Apartyan, Paris’te Karabet Şahnazar ile buluşarak hazırladıkları şikayet dilekçesini imparatora iletince Fransa, İstanbul’daki elçisine Zeytun konusunda Babıali’ye baskı yapması yönünde talimat verdi. Şikâyetlerin yoğunluğu sebebiyle Aziz Paşa mutasarrıflık görevinden azledildi. Başsız kalan asker, Zeytunluların saldırılarında ağır kayıplar verdi ve Ermenilerin, bölgedeki Müslüman köylerine tecavüzkâr hareketleri arttı.

Başlatılan Soruşturma 27 Aralık 1863 tarihinde tamamlandı. Ermeni Patrikhanesi Kaymakamlığı’na gönderilen soruşturma raporunda; “Yapılan incelemede, Zeytun ahalisinden 500 kadar eşkıyanın adı geçen köye hücum ederek dokuz kişiyi idam ettikleri, ayrıca en büyüğü altı yaşında olan beş çocuğu boğdukları, hayvan ve yemlerini gasbettikleri, katillerin getirilmesi için sevk edilen zaptiyeye karşı geldiklerinden Halep’teki nizamiye askerinin gönderildiği, bu suçları işleyenlerin muhakeme edilerek cezalandırılmaları, bölgenin asayişinin korunması için Halep mevki kumandanı Hasan Paşa’nın bir heyetle Maraş’ta bulunmasının emrolunduğu, askerî harekâtı başlatan Maraş Mutasarrıfı Aziz Paşa’nın Süleymaniye Sancağı Kaymakamlığına tayin edildiği ve Maraş Mutasarrıflığı’na Aşir Paşa’nın tayin edildiği ” bildirildi.

1878 İsyanı: Zeytun Ermenileri bu sefer Türk-Rus Savası (1877-1878) ve arkasından yapılan Berlin Konferansı sırasında yine isyan ettiler. Amaçları, Avrupalı büyük devletlerin ise karışmaları ve korumalarıyla, Bulgaristan’da olduğu gibi ayrıcalıklı bir muhtariyet sağlamaktı. 1877-1878 yıllarında Halep Valisi olan Kamil Pasa bu tarihlerdeki Zeytun isyanını söyle anlatıyor; “İstanbul Ermeni patrikhanesi bir süreden beri, yabancı devletlerin desteğiyle, Ermeni kiliselerinde mezhep ve diğer hususlara bakmak üzere murahhasaların başkanlığında halk ileri gelenlerinden oluşan ve Meclis-i Milleti Ermeni adını verdikleri kurullar oluşturmuşlar ve bu kurulla resmi mühürleriyle mahalli hükümete yazılar yazmaya başlamışlardır. Patrikhane tarafından, Berlin Konferansına delegeler gönderilerek, antlaşmaya 61. madde koydurulmuştur.”. Bu çalışmalarda sonra, isyan çıkararak konferansa katılan devletleri etkilemeye sıra gelmişti. Bu iş de Zeytun Ermenilerine ihale edilecektir.

İsyan öncesi Fırnıs Piskoposu ve arkadaşı Vartabet Zeytun halkına isyanı teşvik edici beyannameler dağıtmıştır. Böylece Ermeniler, Türkleri tahrik ederek olaylar çıkarmışlar hükümet emirlerini dinlememişler ve isyan etmişlerdir. 1877’lerde Kilikya Vatansever Topluluğu’nu kuran Ermeniler, Zeytun'da faaliyetlerini artırmışlardı. Kamil Paşa’nın anlattığına göre, Zeytun’da Fırnıs manastırının papazı yanında 4 aydan beri İstanbul’da görevi başında olmayan, bir okul öğretmeni Zeytun’a gelerek Fırnıs köyünden kuvvet toplamaya başlarlar. Zeytun’un ileri gelenlerine; bir notla şunları ilan ediyorlar;

“Zeytunlular yalnızca önce ödedikleri vergiyi verecekler. Seçim eskiden olduğu gibi nüfusa bağlı olacak ve Ermeniler tarafından idare edilecekler. Ayrıca bu sorunun Patrik ve 6 hükümdarın bilgisiyle çözümlendiğini ve Zeytun hudutlarının onlar tarafından çizildiğini söylüyorlar. Papaz, askerlerin Zeytun’a gelmelerinin yasadışı olduğunu, bu kanunsuzluğun, önüne geçmek için Ermenileri birliğe gelmedirler”.

Zeytun’da Fırnıs Manastırı Piskoposu Nikoghos Efendi tarafından Zeytun ileri gelenlerine yazılıp hükümetçe ele geçirilen Ermenice ihtilal beyannamesi ise şöyleydi;

“Zeytun ileri gelenleri ve saygıdeğer ağalarına selam olsun! Zeytun ahalisi devlete asla asi değildir. Ancak öteden beri ödemekle yükümlü oldukları vergilerini verecekler ve Ermeni Hükümeti’nin idaresi zamanında olduğu gibi seçim hakları kendilerine ait olacaktır. Bu hakları inkarın mümkün olmadığını iyi bildiğiniz sürece bu konuda daha fazla açıklamada bulunmaya gerek yoktur. Patrikhane vasıtasıyla talep olunan bu haklar gerek Babıali ve gerekse altı büyük devlete duyurulmuştur. Zeytun’un sınırları harita ile belirlenmiştir. Nesiller boyu sahip olduğumuz bu kanuni haklara aykırı olarak bazı Osmanlı askerlerinin Zeytun’a girip ahali ve ileri gelenlere işitilmemiş derecede kötü muamelelerde bulunmaları sebebiyle çok üzgünüm. Halbuki bunların Zeytun’a girmeye asla izinleri yoktu. Simdi bu kargaşanın giderilmesi için bugünkü günde silah kuşananlar arasında bulunuyoruz. Ey Allah’ı sevenler Ya özgür ve bağımsız yasarız ya da özgür ve bağımsız ölürüz. Mezar tasları üzerinde bizim için ‘ölmemiş’ namını kazırlar. Bu, her insan için yerine getirilmesi gereken mukaddes bir görevdir. Bu yüzden sizleri teşvik ediyorum. Bütün hazırlıklarınızı tamamlayarak bizlere katılmalısınız. İnşallah sonucu hayır ve kurtuluş olur. 26 Ekim 1879 Fırnıs Metropolidi Nikoghos”

BOA, Y. PRK. UM, 1/66

Sis Ermeni Patrigi Baskâtibi Nerses Vartabet tarafından Zeytun ruhanî liderlerine yazılıp Haçin piskoposu ile gönderilen ve Zeytun'da hükümet tarafından ele geçirilen Ermenice mektubun tercümesi

Saygıdeger Kirkor ve İshak Vartabet Efendilere 

Tarafınızdan birbiri ardına yapılan ihbarlar ve alınan bilgilere göre, Zeytun ahalisinden bir kısmının değil tamamının kutsal birliği bozacak şekilde uyuşmazlık içinde oldukları anlaşıldığından mevcut olan ümidimiz üzüntüye dönüşmüştür. Bu durum, yalnız Maraş halkını ve bizleri değil bütün Ermenileri kederlendirmiştir. Zeytun ahalisi üzerindeki son ümit ve beklentilerimiz, işitildiğine göre halktan bazılarının kendilerini ve şahsî çıkarlarını düşünmelerinden ötürü ne yazık ki boşa gitmiştir. Bütün millet su üç kutsal kelimenin uygulamaya konulmasını bekliyor: Birlik, dirayet ve kahramanlık! İşte bu üç kutsal kelimede atalarımızın ruhanî liderler ile beraberce gerçekleştirdikleri övgüye değer çabalarını, gayretlerini, kahramanlıklarını, sayısız menkıbe ve faziletlerini, çokça çalışıp bu uğurda kendilerini feda etmelerini buluyoruz. Bu insanların Ermeni tarihinde bıraktıkları sayısız güzel eser, fikir ve hatıralarının unutulması mümkün değildir. Ermeni milleti hakkında benzersiz güzel is ve icraatlarda bulunan değerli şahısların isimlerini burada anmayı gerekli görüyorum. Osep, İshak, şahadet şerbetini içen dinî liderler ve özellikle güzel hatırası sürekli hatırlanan Gayont Rahip -ki kutsal dinimizin muhafaza ve milletimizin himayesi uğrunda etkili vaaz ve uyarılarıyla halkı vatanseverlik duygularına davet etmiştir- ve halkın ileri gelenlerinden Vartan, Himayak ve Horin ile onların cesur ve savaşçı arkadaşlarıdır. Bunların cesaret ve kahramanlıklarının izleri ve dökülen kanları sayesinde milletimiz günümüze kadar yaşamıştır.

Yukarıda isimleri sayılan şahısların yanı sıra hatırınızda kalması için şu kişileri de zikretmeden geçemiyorum. Onlar şahsî menfaat ve çıkarlarına kapılarak vatanı düşmanın ellerine teslimle milleti harap ve berbat ettiklerinden isimleri sonsuza kadar lânetle anılacaktır. Ruhanî lider sıfatını taşımaya hakları bulunmayan Kiragos ve Bedros ile "halk adamı" denmeye lâyık olmayan Vassak ve Marvejani.

Yapılan bu açıklamalardan sonra söyle bir netice çıkarmak istiyorum: Bütün Zeytun Ermenileri baba ve atalarımızın taşıdıkları yürek ve kana sahip çıkıp onların yollarından gitsinler ve icraatlarını uygulamaya girişsinler. Bunların uygulamaya geçirilmesi ise sadece ruhanî görevlilerin teşvikleri ve etkili uyarıları ile hâsıl olabilir. Yukarıda sözü edilen üç kutsal kelimeyi tekrar hatırlatırım: Umumî birlik, övgüye değer dirayet ve kahramanlık. 

Şu halde Zeytun ahalisi geçmiş nesillerden beri kazanmış olduğu cesaret şöhretini ve nam salan yiğitliğini bozmamalıdır. Çünkü kendileri cesur doğmuşlardır, cesur olmalıdırlar. Şahadet şerbetini içen büyük ataları gibi kendileri de kuvvet ve kahramanlıkla o yolda canlarını feda etmelidirler. Ancak iyi bilmelidirler ki, acı kâseyi son damlasına kadar içecekler, yani idam fermanlarını kendi elleriyle imzalayacaklardır. Zeytun ahalisi şahsî çıkarlarını gözeten bir takım kimselerin kurdukları tuzağa sakın düşmesinler. Gaye ve maksatları, sonu şerefli ve kendilerinden sonra hayırla anılacak izler bırakmak olmalıdır. Zeytun ahalisinin iyice bilmesi gerekir ki, böyle bir fırsat ve olay beş yüz senede bir kere ortaya çıkar. Eğer onlar bu savunma fırsatını kaçırır ve kaybederlerse hiç şüphesiz bütün Ermeni milletinin sonsuza kadar esaret ve perişan bir halde kalmalarına sebebiyet vermiş olacaklardır.

Zeytun halkı eski nesillerden beri Allah tarafından diğer milletlerin ve batılı yabancı toplulukların yüreklerine korku salmış bir millettir. Simdi bu heybetin gülünç bir duruma dönüşmesinden korkarız. Zeytun ahalisinin kendi haklı ve adil davasını korumak ve kollamak için ellerinde güçlü ve büyük imkânlar bulunmaktadır. Saygıdeğer patrik hazretleri de bu düşünce ve kanaattedir. 

Hükümet memurlarının yaptıkları zulüm ve haksızlıkla birlikte yükledikleri dayanılmaz derecedeki ağır vergiler ve sayısız kanunsuzluklar Ermeniler'in talep ve davalarını ortaya koymak ve savunmak için yeterli bir sebeptir. Ermeniler birlik, zekâ, dirayet ve yiğitlikle bu davayı sürdürmeye muktedir olduklarını bilmelidirler. Böylece meşru vasıtalarla hareket edilerek ayağa kalkılmasına rağmen devlete isyan bayrağı açmış ve muhalefet etmiş görüntüsü verilmeden kötü ve perişan durumunuza devletin şefkat ve merhametini davet etmiş olursunuz. 

Zeytun halkı özellikle şurasını iyi düşünmelidir ki, yüce Allah daima mazlumların rica ve yakarışlarını kabul eder. O'nun bine karsı bir kişinin, on bine karsı iki kişinin galip gelmesini sağlamaya gücü yeter. Allah daima kendisinden korkan ve istediklerini yerine getiren kullarına yardımcı olur. Su halde Allah'a tevekkül edip sığınarak kutsal birlik, zekâ, dirayet, yiğitlik ve cesaretle ise girişsinler. 

İşte, bastan sona kadar uyarı ve tavsiyelerimiz bundan ibarettir! Saygıdeğer Rahip Derkazar, Sorenyan Nazar ve Suruyan Kazar ağalar, emin ve is görür olmaları, millet ve vatan sevgileri sebebiyle kendilerine bildirdiklerimizin ruhunu ve manasını gizli bir şekilde gerekenlere anlatmalıdırlar. Ayrıca diğer vatanını ve milletini seven çalışkan kişiler aracılığıyla Ermeni halkı teşvik edilerek çalışmalara başlanabilir. Son olarak, yaratılışlarındaki güzel huylar ve vatanseverlik duygularıyla bu fırsat döneminde ellerinden geldiğince çaba sarf edeceklerini kuvvetle ümit etmekteyim. 

13 Kasım 1878

Her zaman duacınız

N. V. M.

Maraş’tan

Biz bu kadarını bildirdik. Bundan fazlasını mektubu getirenin sözlü ifadelerinden öğrenebilirsiniz.

 

Zeytun Ermenileri Babik adında sabıkalı bir eşkıyanın elebaşılığı altında, civar Türk köylerine silahlı soygunlar düzenlemişler. Her ne kadar Zeytun ileri gelenleri onlara karsıysa da papaz ve komiteciler 5 günde 600 kişi toplamışlardır. Bunlar Bozdoğan Yörüklerine saldırarak 7 kişiyi öldürmüşler, birçok insanı da yaralamışlardı. Berlin Antlaşması’ndan sonra Zeytun’a kısardan kışkırtıcı ajanlar uğramıştı. Bunlar, o yörede “Deli Papaz” diye bilinen Fırnıs papazı ve sabıkalı eşkıyalarla birlikte, Zeytun Ermenilerini ayaklanmaya kışkırtmışlardı. Bir sabah Zeytun kaymakamı gözlerini açınca kasaba camiini ve hükümet binalarını alevler içinde görmüş ve Maraş’a kaçmıştı. 

Bulgar ayaklanmasına benzer bir olayın tekrarlanmak istendiğini sezen Halep Valisi Kamil Pasa ve Komutan Veysi Pasa, işi oluruna bırakmayıp hemen harekete geçmiş ve yanına bir miktar asker alarak Zeytun’ gelmişti. Arazinin dağlık olması nedeniyle Zeytun'un yolları tehlikeli ve çok yetersizdi. Ne yolların yetersizliği ne de eşkıyanın tehdidi askerin ilerlemesini durdurabildi. İsyanı bastırmak için Kamil Paşa Halep' ten 40 gün gibi uzun bir süre ayrıldı. Halep Valisi Kamil Paşa, Veysi Paşa komutasındaki askeri Zeytun'a gönderdi. Paşa, Maraş Mutasarrıfıyla irtibat kurdu ve 25 Kasım'da iyi silahlanmış 3 tabur askerle isyancılar üzerine giderek Zeytun'u kuşattı. Burada 1200 silah ele geçirildi ve 200 Ermeni tutuklandı. Taarruza geçilmeden önce beş gün boyunca kan dökülmeden teslim olmaları istendi. Ancak daha önce Zeytun'da siper alan 600 eşkıya ateşle cevap verdiler. Bundan sonra asiler üzerine gidildi. İlk harekatta 10 Ermeni yaralandı, Ermeni lideri ve 50 isyancı yakalandı, daha sonra yakalananların sayısı 200'ü buldu. 1878 İsyanının elebaşlarından Babik, Artin, Yanos ve Nikoghoy gibi Ermeni eşkıyası bastırıldıktan sonra, Fırnız rahibi Nikoghoy ve Zeytun papaz yardımcısı Artin ve Yanos tutuklandılar ve bunlar suçlu bulunan Ermenilerle İstanbul'a Zabtiye Nezaretine gönderildiler. Nezaret altında bulunan Zeytun piskopos yardımcısı Artin ve Yanos, yapılan ön soruşturma sonucunda suçlu bulundular ve yargılanmak üzere mahkemeye gönderildiler.

Ermeni eşkıyası Babik firar etti, bir müddet sonra dağdan Zeytun'a indi ve kaymakamla birlikte 22 kişiyi yakalamış ve kiliseye hapsetmişti. Rehin olarak alınan kaymakamla 20 kişinin hayatını kurtarmak için Halep ve Maraş'ta tutuklu bulunan Ermeniler serbest bırakıldı. Eşkıya Babik saldırılarını sürdürerek vali ve komutanın Zeytun’dan ayrıldıklarının hemen ertesi günü Fırnıs Piskoposu ve arkadaşı Vartabet ile Türk askerlerinin büyük bir kısmının bölgeden uzaklaşmasını fırsat bilerek, etraftan topladıkları 400’den fazla adamıyla kalan askerlerin üzerine yürümüşler ve onlarla silahlı çatışmaya girişmişlerdir.

İsyan sonunda piskopos ve arkadaşları yakalanmıştır. Fırnıs piskoposunun ve Halep İngiliz konsolosunun kendi üst makamlarına verdikleri yalan, yanlış ve iftiralarla dolu raporlar üzerine 1879 yılında padişah emri ile Mazhar Pasa, Nuryan Efendi tahkikata memur edilmişler; daha sonra bunlara Halep İngiliz konsolosu Henderson ve Kilikya Katogikos’u da katılmışlardır. Zeytun isyanını tahkike gelen bu şahıslar da Vali Kamil Paşa’nın aldığı önlemleri takdir ve tasdik ederek, valinin aleyhinde yazılan raporların asılsız olduğunu itiraf etmişlerdir. Buna rağmen İngiliz sefareti, Mazhar Paşa’yı da taraf tuttuğu suçlaması ile azlettirmek için uğraşmaya başlamıştır. İngiliz Konsolosu bu kez Mazhar Paşa’nın da görevden alınması için ısrar etmeye başladı. İngiliz büyükelçiliği, Henderson’un raporları üzerine, Mazhar Paşanın derhal görevden alınması için resmen girişimde bulundu. Sadrazam, “bir tek konsolosun iddiaları veya vetosu üzerine her Osmanlı görevlisi azledilirse, bunun sonu nereye varır”, diyordu. Sonuçta Mazhar Paşa bu görevinden alındı.

İngiliz baskılarıyla sonunda bütün 17 Ocak 1879’da Zeytun’daki bütün tutuklu Ermeniler serbest bırakılmış ve aynı gün Konsolos Mr. Henderdon da Maras’a dönmüştür. Babıali’nin otoritesi bir kez daha zedelenip sarsıldı. İngiliz baskısıyla bir Osmanlı valisi görevden alınmıştı. Osmanlı mahkemelerinin kararları bozdurulmuş ve kanlı eşkıyaların hepsi serbest bıraktırılmıştı. Babik adlı eşkıya da serbest bırakılanlar arasındaydı. İlerde bunlar yeniden sahneye çıkacaklardı. Örneğin bu meselede affa uğrayan Ermeni Kesisoğlu’nun tekrar eşkıyalığa başladığı 1890 yılındaki bir belgede bildiriliyordu. (Y..PRK.UM. 19/24) Eşkıya Babik ise adeta isyanının ödülü gibi Zeytun’a Belediye başkanı oldu. Böylece 1878 İsyanı sona ermiş, ancak İngilizlerden alenen yardım gören Ermeniler zafer kazandıklarını düşünerek daha fazla basına buyruk hareket etmişlerdir. 23 Ocak 1879’da Kilikya Katolikos’u Mıgırdıç Zeytun’daki durumu görmek üzere sefaret 1. Katibi Malet ile Halep Konsolosu Henderson’u gönderilmesi  dolayısıyla bir mektup yazarak İngiltere’ye teşekkür etmiştir.

1895 Zeytun İsyanı

1895 yılında çıkan isyanda, Zeytun’un demografik yapısının ve coğrafi özelliklerinin etkisi büyüktü. Halep’teki İngiliz konsolosu Henry Barnham, köyün, at ile gidildiğinde Maraş’a 12 saat sürdüğünü ve 57,6 km uzaklıkta olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Zeytun’un bölge olarak dağlık olduğunu belirten Barnham’a göre, köyde 8000-9000 ermeni nüfusu bulunmaktaydı. Zeytun isyanlarında coğrafi özellikler kadar, ermeni gizli silahlı örgütünün köydeki provokasyonları ve bölücü faaliyetleri de önemli yer tutmaktadırözellikle 1887’de bir grup öğrenci tarafından Cenevre’de kurulan Hınçak komitesi, isyanın başlamasında ve gelişmesinde önemli rol oynamıştır. bu örgüt, imparatorluğun içinde faaliyetlerini gizlice yürütürken, Avrupa’da da Osmanlıya karşı terörist faaliyetlerde bulunmuştur. partinin lideri Avedis Nazarbek, 1895 tarihli mektubunda, yaptıklarının şiddete karşı şiddet olduğunu ve savunma amaçlı olduğunu belirtmiştir. Zeytun, Osmanlı idaresine karşı olan ermeni eşkıyası için bir merkez haline gelmiştir. ayrıca burası Ermenilerin, sınırlama olmadan rahatça silah taşıdıkları iki yerden birisiydi. ayrıca Zeytunlular kendi silahlarını, Zeytunacarı adı verilen tüfek ve mermilerini yapabilmekteydiler.

 

Zeytunlu Ermenilerin en büyük isyanı 24 Ekim 1895’de başlayan ve 28 Ocak 1896’da sona eren bu isyandır. Senelerce önce hazırlıkları yapılan ve birçok komitenin ortaklaşa tertip ettiği bu isyanda Türkler 20.000 kadar kayıp vermişlerdir. Daha önceki isyanlarda olduğu gibi bu sefer de Avrupa devletlerinin isyancılara yardımı isyanın başından sonuna kadar sürmüştür. Bu isyanın bir nedeni olarak 1895 yılında Ermeniler lehine düzenlemeler yapmak için hazırlanan Islahat Projesi’nde dikkatleri bölgeye çekmek olduğu görülmektedir.

Zeytun Ermenilerinin imal ettikleri “Zeytun Acarı” isimli silah

23 Temmuz 1895 tarihinde Padişahın Ermeniler hakkında çıkartıldığı genel aftan yararlanan Hınçak Komitesi’nin Londra genel merkezi ileri gelenlerinden Aghasi, Haçya, Abah, Nişan, Mileh ve Karabet 1895 yılının Temmuz ayında Zeytun’a geldiler. Hükümetin gözünden uzak olabilmek için Arekin köyünü karargâh yaptılar. 16 Eylül’de Portogomios Vartabet’in başkanlığında Karanlık Dere denilen yerde toplantı yapıldı. Bu toplantıda, 1895 ayaklanmasının planı yapıldı. Plana göre; her yerde aynı anda isyan başlatılacak, telgraf telleri kesilecek, iki bini silahlı, dört bini silahsız Zeytunlu, Zeytun’daki kışla ve hükümet binalarına saldıracak, kaymakam, subaylar ve askerler esir alınacak ve cephanelik soyulacaktı. 

Zeytun Hınçakyan İhtilal Komitesi 1-Ekim–1895 tarihinde bir bildiri yayınlayarak isyanı başlattı. Söz konusu bildiri şu şekilde idi:

“Ermeni Cemaati!

Umum Ermeni cemaatini sonu olmayan esaretten kurtarmak ve birleşmek için Zeytun sizi davet ediyor. Esaret zincirini kırmak için Zeytun muharebeye başladı. Sizi istiyor, Ermenistan Kilikya’nın hürriyet ve istiklâli için müttefiken muharebe meydanına çıkıyoruz. Kırılan on binlerce Ermeni kardeşimiz adına yardımlarınızı bekliyoruz. Biz, ya Ermenistan’ın hürriyetini göreceğiz, yahut o aziz toprağın üzerinde öleceğiz….Yardım…

Yaşasın Ermenistan! Yaşasın Kilikya ve Zeytun! Yaşasın Hınçakyan İhtilal Partisi”

Bu şekilde Ermeniler iki isyan bayrağını birden açtılar. Bayrağın birinde altın harflerle “Yaşasın Ermeni Halkı, Yaşasın Zeytun”, diğerinde ise yine altın renkli harflerle “Yaşasın İsyan ve Hınçak” yazısı vardı.

 

 

Zeytun’daki altı Hınçak lideri Aghassi, Apah, Heratchia, Neshan, Meleh ve Karapet – Ermeni ayaklanmasının tüm Kilikya boyunca Ermenileri harekete geçireceğini umuyorlardı.

Aghassi (Karapet Tur-Sargsian): 1895 Zeytun isyanını, Hınçak Komitesi mensuplarından Agasi ile adamları çıkarmışlardır. Kendisinin verdigi bilgiye göre Agasi, Toroslarda doğmuştur. Osmanlı kaynaklarına göre kendisi Haçin kazası ahalisindendir. 1888 yılında köyünü terk edip, okumak için İstanbul’a gitmiştir. Amerika ve İngiltere’de de tahsil için bulunmuştur. Kumkapı vukuatını çıkaranlarla Amerika’ya firar etmiştir. 1891 yılında Fransa’ya gitmiştir. 1893 yılında birtakım arkadaşlarıyla Kıbrıs’a ve oradan çok miktarda cephane ve silahla birlikte yelkenli ile Antakya kazasına bağlı Süveydiye köyüne geçip orasını merkez kabul etmiştir. Arkadaşlarıyla beraber Süveydiye Ermenilerinin hepsini Hınçak Komitesi’ne dahil etmiştir. 1893 yılında Ermenilerin çağrısı üzerine Kilikya’ya gitmiştir. Burada, Ermenileri Müslümanlara karsı organize etmiştir. Agasi’nin verdiği bilgiye göre Ermenilerin geneli, Avrupalıların kendilerine sundukları reformlara umut bağlayarak, onlardan cesaret almışlardır.

1895’te Zeytun isyanında, isyanın başından sonuna kadar Türkler’den 13.000’i asker olmak üzere 20.000 kişi öldürdük.

"Biz (Ermeniler) sadece 125 kişi kayıp verdik”

Fotoğraftaki kişi ve bu sözler 1895 yılındaki Zeytun isyanında Türkleri katleden Aghasi adlı Ermeni komitacıya aittir. 
(Kaynak;Zeitoun-Archag Tehobian. Fransızca’dan tercüme, Paris 1897 Syf.306, ayrıca bkz. “Ermeni İntikam Alayı Maraş’ta”-Yalçın Özalp, 2005)

Ermeni Hınçak Lideri Aghassi’yi tasvir eden bir kartpostal

Zeytun Ermeni Liderlerinden Meleh ve Apah 

İsyanın başlatılmasının ardından Zeytun Ermenilerinden yaklaşık 300 hane halkı, Ekim ayı başlarında, bilinmeyen yerlere gitti. Bu oldukça ciddi bir isyan alameti olarak değerlendirildi ve Zeytun’daki askerlerin muhafazası için Mirliva İffet Bey incelemeler yapmak üzere Zeytun’a gönderildi. Öte yandan karışıklık çıkarmak isteyen Ermenilerin ilk işi Müslüman köylerine saldırmak olduğundan Zeytun’dan ayrılan Ermenilerin gittikleri muhtemel yollar üzerinde bulunan Müslüman köylerine asker yerleştirilmesine, kışlada daima bir tabur asker bulundurulmasına ve Halep’ten Zeytun’a sevk edilecek asker ve jandarma komutanlarının, kendilerine silah atılması durumunda karşılık verecekleri, aksi durumda silah atmayacakları konusunda bilgilendirilmelerine karar verildi. Ayrıca kışlaya saldırılması hâlinde dahi top atışı yangına sebep olacağından top atılmaması gerektiği Halep Valiliğine Sadaret Makamı tarafından bildirildi. Zeytun Ermenileri, 22 Ekim 1895’te Zeytun’a asker sevk edilmesini önlemek için Ceyhan Köprüsü’nü yıktılar, haberleşmeyi engellemek için telgraf hatlarını kestiler. 27 Ekim 1895 tarihinde 2 jandarmayı katleden Ermeniler, daha sonra onların cesetlerini yaktılar.

Zeytun yolunda bir köprü Kaynak: Mark Sykes, Dar-ul-Islam, London, 1904

Aynı gün, Zeytun Kışlası Ermeniler tarafından ele geçirildi ve içinde bulunan 400 civarında asker kışladan çıkarılarak Zeytun’a götürüldü, kışlada bulunan silah ve cephane Ermenilerin eline geçti. 29 Ekim günü Zeytun Kaymakamı Avni Bey’in sivil, kadın ve çocuklara dokunulmaması şartıyla şehri teslim etmeyi kabul etmesi üzerine hükümet konağı, konağı korumakla görevli askerler ve burada bulun 100 kadar martini silah Ermenilerin eline geçti. Ermeniler, Zeytun’da bulunan Ermeni mültecilerle beraber esir aldıkları askerlerin de bulunduğu hükümet konağına giderek burada tuttukları askerin hepsini zalimce öldürdüler.

Silahlı Ermeni Kadınları 1895 Zeytun

 

30 Ekim 1895 tarihinde Maraş Emniyet Komiserliği, İstanbul’a, Zeytun eşkıyasına yardım için diğer vilayetlerden gelen 6000 kadar Hristiyan’ın Zeytun yolu ile kışlanın suyunu kestiği, Elbistan ve Maraş taraflarına saldırdıkları, yolunda bilgiler ulaştırdı. Zeytun çevresinden Ermeniler de silahlanarak Zeytun ve Maraş’ta yaşayan Ermenilerin yardımına koşmaktaydı. Mesela, 5 Kasım’da, Maraş’a giden 90 kişiden oluşan silahlı eşkıya yolda rastladıkları Nizamiye 40. Alayı’nda görevli Üsteğmen Kilisli Kürt Hasan Ağa, ailesi ve Haçinli makaracı Baba oğlu Artin’e saldırdılar. Ermeniler küçük gruplara ayrılarak Müslüman köylere saldırmaya başladı. Andırın’ın Çukurhisar Köyü’ne saldırıp bir Müslüman’ı yaraladıktan sonra karısını öldürdü, malını ve hayvanlarını alarak kaçtı. Maraş’a gelmekte olan Nizamiye Teğmeni Hüseyin Ağa, karısı ve üç çocuğunu katletti. Zeytun’a bağlı Alabaş Köyü Ermenilerinin Andırın’a bağlı Kumarlı Köyü’nü basıp bazı kadın ve erkekleri yaralaması üzerine, buraya tahkikat için gönderilen jandarma binbaşısı Hacı Mehmet Efendi ile 5 jandarma, Fırnıs Nahiyesi yakınlarında, Suçatı denilen yerde 2000 kadar Ermeni tarafından öldürüldü. 1 Kasım 1895’te, Feke’den Maraş’a gitmekte olan mülazım, ailesiyle beraber Ermeniler tarafından katledildi.

Zeytunlu bir Ermeniyi tasvir eden kartpostal 

Meselenin ciddi bir boyut kazanması hükûmetin çeşitli tedbirler almasına sebep oldu. Askerî tedbirler yeniden gözden geçirilerek 22 Ekim 1895 tarihinde bölgeye sevk edilen 2 tabur askerin yetersiz kalması üzerine Meclis-i Vükela kararı ile 14 tabur asker bölgeye sevk edildi. Bunlardan 12 tabur asker ile 10 top Zeytun’a gönderilirken, 2 taburun Maraş’ın merkezinde bırakılması uygun görüldü. 27 Ekim 1895’te Meclis-i Vükela; Maraş’ta bulunan bir tabur redif askeri dâhil olmak üzere iki alay askerin silahaltına alınmasına, Maraş’ta asayişin bir an önce sağlanması için örfî idarenin ilan edilmesine ve merkez livada derhâl divan-ı harp kurulmasına karar verdi. Maraş Kumandanlığına Ferik Mustafa Remzi Paşa tayin oldu ve paşa 2 Kasım 1895’te Maraş’a geldi. Mustafa Remzi Paşa’ya, 10 tabur asker ve 10 top ile Zeytun’a gitmesi, eşkıya teslim olmamakta ısrar ederse askerî harekât yapması emredildi. Ancak Mustafa Remzi Paşa, subay ve erlerin intikam içinde hareket etmemeleri, yangına sebebiyet vereceğinden kasabanın kesinlikle topa tutulmaması, kasabanın muhasaraya alınarak beklenmesi ve gelişmelerin Seraskerliğe bildirilerek yeni emirlerin beklenmesi konusunda uyarıldı. Hükûmet, bir taraftan bu tedbirleri alırken bir taraftan da askerî harekât yapılması durumunda, Zeytun sokaklarının dar ve evlerin ahşaptan yapılmış olması nedeniyle silah ve top kullanımından dolayı çıkabilecek yangında, çok sayıda kadın, çocuk ve yaşlının ölebileceğinden endişelenmekteydi. Bu yüzden Meclis-i Vükela, başta İstanbul Ermeni Patriği olmak üzere Maraş Marhassası ve ileri gelen Ermenileri araya koyarak, Zeytunluların teslim olmaları konusunda ikna edilmeye çalışılmasına karar verdi. Zeytun’un kuşatılabilmesi için yapılan hazırlıklar ancak bir aya yakın  bir zamanda tamamlanarak kuşatma, kışlanın Ermenilerin eline geçmesinden bir ay sonra yapılabildi.

Zeytun’a ilk harekât; Fırnıs üzerine Miralay Ali Bey tarafından 14 Aralık 1895’te başlatıldı. Üç koldan kuşatılan Fırnıs Ermenileri zorda kaldıkları için Zeytun’a kaçmaya çalıştılar. Çatışmalarda dört asker şehit oldu, biri yüzbaşı sekiz asker yaralandı. Ermenilerden birçok kişi öldü. 25 Aralık 1895’te, Zeytun Ermenileri, Fırnıs kuşatmasını yapan taburdan komutan Miralay Ali Bey dışında kalanların tamamı ile kasaba içerisindeki evlerde tuttukları esirler ve zaptiyeleri öldürdü. 17–20 Aralık tarihleri arasında 7500 askerve çok sayıda Müslüman çatışmalarda öldü. 25 Aralık’ta Zeytun kuşatıldı ise de Ermeniler Osmanlı ordusuna şiddetli hücumda bulundular. Bu ilk çatışmalarda bir yüzbaşı ile 15 asker şehit oldu, 37 asker yaralandı.

Hınçak Komitesi, Zeytun’daki isyanın başarıya ulaşabilmesi için Anadolu’nun dört bir yanında isyan ve karışıklıklar çıkarmayı planlamıştı. Buna göre Ekim ayı içerisinde birçok vilayetin valisi İstanbul’a, “Ermenilerin karışıklık çıkardığı, ne yönde davranılmasının buyrulması” şeklinde yazılar yazdı. Kısa bir süre sonra Anadolu’dan karışıklık çıktığı yönünde haberler gelmeye başladı. Trabzon, Bitlis, Bursa ve Elbistanda Ermeniler müslümanlara saldırmaya başladılar. Anadolu’nun her yerinde Ermenilerle ilgili karışıklıkların artması, Anadolu Ermenilerinin Zeytun ayaklanmasına, dolaylı olarak destek vermek istemelerinden kaynaklanıyordu. Bu şekilde Osmanlı hükûmeti, zor duruma düşürülerek baskı altına alınacak, Büyük Devletlerin dikkati Osmanlı Ermenilerine yöneltilecek ve Osmanlı Devleti aciz duruma düşürülecekti. Hükûmet bu durumu göz önüne alarak Zeytun konusunda bazı düzenlemeler yaptı. Zeytun’daki askerî kuvvetlerin başına getirilen Ferik Ethem Paşa 2 Ocak 1896’da saat sekiz’de Zeytun’a ulaştı ve komutayı Mustafa Remzi Paşa’dan devraldı.

Padişah konuya yabancı devletlerin müdahil olmalarını istemese de bunun önüne geçemedi. Avusturya ve Fransa elçiliklerinin baş tercümanları askerî harekâta ara verilmesi şartıyla Ermenileri teslim olmaya ikna edeceklerini Hariciye Nezareti’ne bildirdiler. Buna göre;

1-Ermenilerin ellerindeki silahları ve isyanın elebaşlarını şartsız olarak teslim etmeleri,

2-Ermenilerin esir aldığı sivil ve askerleri serbest bırakmaları,

3-Ermenilerin kasabayı abluka altında tutan askerlere karşı koymadan teslim olmaları.

Bu arada Alman Büyükelçisi’nin askerî harekât devam ederken Zeytun’a gitmelerinin güvenli olmayacağı yönünde baskı yapması üzerine harekât durduruldu.

Zeytun Ermenileriyle Yapılan Anlaşmanın Hükümleri

Taraflar arasında kabul edilen anlaşma hükümleri şu şekildeydi:

1.Zeytunlu Ermeniler, Hınçak reislerini, hükûmete teslim etmeyeceklerdir.

2.İsyancılar Osmanlı toprağını terk edecekler. Babıali’de, altı hükûmetin İstanbul’daki temsilcilerine ve komitecilere gerekli saygı gösterilecek, komitecilerin güvenle Avrupa’ya gitmeleri sağlanacak ve masrafları kendileri tarafından ödenecektir.

3.Elçiler, konsoloslar aracılığıyla altı Hınçak komitacı hakkında ikinci maddede belirtilen hükümlerin tam olarak uygulanmasını garanti edeceklerdir.

4.Yalnız Zeytun Ermenilerini hakkında değil, oraya sığınmış köylüler, yolcular ve Ermeni çetelerini de kapsayan genel af ilan edilecektir.

5.Temsilcileri bulunan hükûmetlerin onayıyla Zeytun’a bir Hristiyan kaymakam tayin edilecektir.

6.Zeytun’da bulunması gereken güvenlik görevlileri, asker ve memurlar Zeytunlulardan olacaktır.

7.Zeytunlular vergi borçlarını ödemeyecekler ve gelecek beş yıl için de vergiden muaf olacaklar. Vergi, herkesin maddî gücüne göre alınacaktır.

8.Avrupa hükûmetleri tarafından Zeytun Ermenilerinin canı, malı, şerefi ve din hürriyeti garanti edilecektir.

9.Konsoloslar, Zeytun’a sığınmış olan Ermeni köylülerinin, Türkiye’nin başka yerlerinden gelerek orada toplanmış bütün çetelerin güvenlik içinde yerlerine dönmelerini denetleyeceklerdir.

10.Hükûmetin, Zeytun çevresindeki köylerde Türk ve Çerkezlerin elinde bulunan her cinsten silahı alması ve Zeytunluların kendilerine ait silahlarının yine kendilerinde kalması şartıyla Ermeniler, kışladan aldıkları martini marka savaş silahları ile iki topu hükûmete vereceklerdir.

11.Zeytunlular yanmış olan kışlayı tamir etmeyecekler ve bu iş hükûmet tarafından yapılacaktır.

12.Osmanlı askeri Zeytun’dan çıkacak, burada yalnız bir tabur kalacak ancak bu taburun Zeytun işlerine karışmaya ve güvenliğin korunmasına katkısı olmayacaktır.

13.Görüşmeye katılan konsoloslar, bu şartlar yerine getirilmeden önce Zeytun’dan ayrılmayacaklardır.

14.Avrupa hükûmetleri Maraş’ta konsolosluklar kuracaklar ve bunların görevi Zeytun’un yeni idaresini denetlemek olacaktır.

Zeytun Ermenileri, anlaşma şartları Büyük Devletlerin konsoloslarının gözetiminde hatta onların biçimlendirdiği şekilde yapılıyor olmasına rağmen ilginç bir şekilde bununla yetinmeyerek Padişahın da sözünü almak istediler.

Zeytun isyanında; Alman misyoner Lepsius’a göre 6000, isyanın lideri Aghassi’ye göre 125 Ermeni öldü. İsyanda gerek salgın hastalıklardan gerek barınacak yerleri olmadığından soğuk hava şartları nedeniyle 13000 Osmanlı askeriyle 7000 sivil Müslüman öldü. İsyanı çıkaran Hınçak komitecileri, İngiliz konsolosluğu himayesinde, 13 Şubat’ta Zeytun’dan ayrılıp 12 Mart’ta Mersin’den Marsilya’ya hareket ettiler. Bu kişiler; Aghassi, Hraçyan, Abah ve Mleh’ti. Marsilya’ya sürülen bu kişilerin yol masrafları, anlaşmada olmamasına rağmen Osmanlı hükûmeti tarafından karşılandı.

The New York Times, 13 Kasım 1895.

The New York Times, 21 Aralık 1895.

 

   

The New York Times, 30 Aralık 1895.

1914 Zeytun İsyanı

Zeytun Ermenilerinin son ayaklanması I. Dünya Savası’nın başlamasından hemen sonra olmuştur. Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ve Osmanlı Devleti'nin l Kasım 1914’te İtilaf Devletleri’ne karsı İttifak Devletleri yanında savaşa girmesi Ermenilerce büyük bir fırsat olarak değerlendirildi. Ermeni komiteleri için hedeflerini gerçekleştirecek topyekun ayaklanmayı başlatmanın en uygun zamanı, Osmanlı’nın savaş halinde olduğu zamandı. Seferberlik çağrılarına uymayan Ermeniler Osmanlı Devleti’nin tüm cephelerde savaş verdiği ve zor durumda olduğu bir sırada ayaklanarak halkı öldürmeye başlamışlardır. Bu isyan tüm Ermenilerle birlikte Zeytun Ermenilerinin Osmanlı topraklarına zorunlu göçüyle son bulmuştur.

Birinci Dünya Savası’nın baslarında İtilaf ve İttifak Devletleri’nin Osmanlı Devleti’nden bir çok istekleri vardı. Bu isteklerini savaş içinde korumak ve geliştirmek amacıyla Ermenileri araç olarak kullandılar. Büyük devletlerin siyasi çıkarlarına alet olan ve bağımsız bir topluluk gibi hareket eden Ermeni komiteleri ve bilhassa Patrikhaneleri, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi durumunda alacakları tavrı kararlaştırdılar. Ermeniler, Galata’da bulunan Büyük Ermeni Merkez Okulu’nda Patrikhane’nin görevlendirdiği bir rahip başkanlığında Birleşmiş Milli Ermeni Kongresi’ni düzenlediler. Haziran 1914’te Erzurum’da Taşnak Kongresi toplandı. Bu kongrelere katılan Ermeniler, Osmanlı Hükümeti’ne karsı şiddetle mücadeleye girişmeyi kararlaştırdılar. 5 Ağustos 1914’te Marsilya’da yasayan Türk Ermenileri bir bildiri yayınlayarak Osmanlı ordusuna hizmet etmemelerini ve Fransa ile müttefiklerinin ordularına gönüllü olarak katılmalarını istediler. 1914 yılında Zeytun Ermenilerini temsilen bir delegasyon Petersburg'a giderek yardım istemişti. Ruslar, Zeytun Ermenilerinin bağımsızlık isteğini Fransızlara ve İngilizlere bildirmişlerdir.

Zeytun kasabasına yakın inşa edilen Osmanlı ordusunun Kışlası: 

Kaynak: Mark Sykes, Dar-ul-Islam, London, 1904

 

Londra’daki Rus Büyükelçisi Kont Benckendorff, 24 Subat 1915 tarihinde Rus Dışişleri Bakanı Sazonov’un “Ermenilerin Türklere karsı kullanabileceği silah ve mühimmatın İskenderun’a gönderilmesi gayretlerinde İngiltere, Fransa ile birleşmelidir” seklindeki ricasını İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na iletiyor ve şunları ekliyordu:

“Zeytunlu Ermeni milletvekilleri Mavino Huyan, Mikael Avardyan ve Gasparyan’ın Rus Kafkas Ordusu sahra kurmayına bildirdiğine göre, Kilikya’nın her tarafında, özellikle Zeytun’da Hınçak örgütünün birçok taraftarı, Adana, Haçin, Sis, Fırnıs, Maraş ve Halep’te komiteleri vardır. Başlatılacak akımın basına 1895’deki akımı yöneten aynı fertler – Tohadcıyan, Yenidünyan, Surenyan, Çakıryan, Yakubyan ve Gasparyan geçirilebilir. İskenderun veya dolaylarına baskın yapmadan, çok sayıda silahı içeriye taşıyabileceklerini bildiriyordu. 

İngiltere Hükümeti ise, “Rus Hükümeti, Ermeni asilerinin İtilaf Devletleri’ne gerçekten faydalı olacağına eminse, onlara, bu gibi silahları Karadeniz yolu ile bizzat kendisi sağlayabilir” cevabını veriyordu”. İngiltere’nin bu konudaki olumsuz tavrı, gizli antlaşmalar ile Çukurova ve havalisinin Fransa’nın tasarrufuna bırakılmış olması idi. Ancak İngilizler resmi açıklamalarına rağmen el altından Ermenilere yardımcı olmaktan çekinmeyeceklerdir. Nitekim İngilizler Kıbrıs adasından İskenderun yakınlarına isyan çıkarmak için Ermenileri göndermişlerdi. Diğer taraftan Fransız ve İngiliz deniz kuvvetlen kumandanları Adana, Dörtyol, Yumurtalık ve İskenderun’daki Ermeniler ile haberleşiyorlar, bunları isyana teşvik ve tahrik ediyorlardı. Özellikle 1914 Zeytun isyanı ve onu takiben Maraş, Urfa ve Adana’da çıkan patırtılar İngilizler ile Fransızların propagandaları sonucunda çıkmıştı.

Tehcir kararının alınmasından önce başlayan bu tür faaliyetler Birinci Dünya Savası boyunca devam etmiştir. İngiliz Albay Mark Sykes, Ermeni liderlerle yaptığı görüşmelerin sonucunu, 3 Ağustos 1915 tarihinde Kahire’deki İngiliz Kuvvetleri Komutanı Sir John Maxwell’e su cümlelerle rapor etmiştir; 

“Talimatlarınızın gereği olarak, Boghos Paşa’nın sekreteri Malezian ve Hınçak liderlerinden Damadian’la dün görüştüm. Kıbrıs’ta yaklaşık 5.000 Ermeni toplanacak ve Kuzey Suriye sahiline bir baskın için Müttefiklerin nezaretinde silahlandırılacak vc hazır bulundurulacaktır. Bu kuvvet Bulgar ve Türk ordularında hizmet etmiş 1500 kadar kişi ile; Amerika Birleşik Devletleri’nde işçi olarak bulunan ve askeri deneyimi yetersiz kişilerden oluşacaktır. Süveydiye’ye kadar uzanacak olan harekat için 800 kişi kullanılacak ve bu alanın yirmi mil kadar çevresinde isyan çıkarılacaktır. Geriye kalan kuvvetler 50-60 kişiden oluşan küçük birlikler halinde Ayas ile Payas arasındaki noktalara çıkartılacak; Zeytun ve Elbistan istikametinde daha Kuzeyde Makedonya hatlarındaki komiteciler gibi görevlendirilecektir”.

Boghos Nubar 

1914 yılında Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'na katılarak 3 Ağustos’ta genel seferberlik ilan etti. Osmanlı Devleti'nin düşmanları olan İtilaf Devletlerinden İngiliz, Fransız ve Rusların kışkırtmaları ile Osmanlı ülkesinin bir çok yerinde Ermeni isyanları ortaya çıktı. 

 

Fransa'nın Mısır Orta Elçisi Defrance'ın Ermeni Milli Delegasyon Başkanı Boghos Nubar Paşa'nın Adana ve Mersin'in nüfusunun %40'ının Ermeni olduğu ve itilaf devletlerinin İskenderun'a çıkarma yapmaları halinde onlara yardımcı olacaklarını bildiren 21 Kasım 1914 tarihli yazısı

Belge No: Turquie/Vol.867/Suriye-Filistin'den naklen Dilan, Aynı Eser, I,s.XCIV,Belge 244

 

Osmanlı Devleti seferberlik ilan edince 17 Ağustos 1914’te ilk ayaklanma Zeytun’da ortaya çıktı. Zeytunlu Ermeniler Osmanlı bayrağı altında bulunmayı istemeyerek kendi subaylarının yönetiminde bir Zeytun Fedai Alayı kurarak kendi bölgelerini korumak istemişler tabiatıyla kabul edilmeyen bu talepleri üzerine 30 Ağustos tarihinde fiilen isyan etmişlerdirAskerde bulunan Ermeniler de askerden kaçarak isyancılara katıldılar.

 Ermenilerin İtilaf Devletleri (Fransa, İngiltere, Rusya) yanında savaştıkları ve gönüllü Ermeni kuvvetleri

Belge: Archives des Affres Etrangeres de France, Serie Levant, Armenie, Vol.2, Folio 47

 

Çanakkale Savası’nın şiddetlendiği sırada Zeytun’da Ermeniler saldırılarını artırmışlardır. Takip sonunda 60 kadar asi silahları ile yakalanmış ve bir süre sükunet teessüs etmişse de Aralık ayında, Zeytunlular yeniden mülkiye memurlarına ve jandarmalara saldırmaya başlamışlardır. 13 Eylül 1914’ten itibaren Zeytunlu Ermeniler yolcuları soymaya ve askerlere saldırmaya başladı. 

40 kişilik bir Ermeni çetesi Zeytun’a bir saat mesafede 21 Türk yolcusunu soydu ve Üzerlerindeki 12.000 Kuruş parayı aldı. Bu haberin Zeytun’da duyulması üzerine, 30 Türk Jandarması katliamdan korktukları için kasabayı terk etti. Bunun üzerine Maraş Mutasarrıflığı, şehirde bulunan taburun Zeytun üzerine gönderilmesi, ayrıca savaş sebebiyle Zeytun’dan kaldırılmış olan Türk kuvvetlerinin yerine yeni kuvvetler gönderilmesi hususunda Harbiye Nezaretinden talepte bulundu.

Zeytun Ermenilerini isyanını bastırmak amacı ile Türk kuvvetleri 1915 yılı Mart ayı sonlarına doğru Zeytun’a hareket etti. Zeytun’un kuşatılması üzerine sayılan 500-600 civarında olan Ermeni isyancıları, Zeytun’un en sağlam yeri olan, Tekye Manastırına sığındılar. 25 Mart 1915 günü sabahtan aksama kadar devam eden çarpışma sonucunda Ermeni eşkıyalarının bir kısmı gece karanlığından istifade ederek firar ettiler. 500-600 arasında Ermeni asi, Tekye Manastırı’nı işgal etti ve Zeytun sokaklarında da asilerle Osmanlı zaptiyeleri arasında meydan savası gibi çatışmalar yapıldı. Çarpışmalar sırasında Türk askerleri 26 yaralı, bir binbaşı (Süleyman Bey) olmak üzere 8 şehit verdi. Ermeniler ise 37 ölü 100 kadar yaralı verdiler. Bunun üzerine Zeytun’a toplanan halk köylerine dağıldı. 

Zeytun’da isyan çıkaran 500-600 eşkıya Tekye Manastırı’na sığınmıştı. Müsademe 25 Mart 1915 günü sabahtan aksama kadar devam etmiştir. Müsademede asker ve jandarmadan 12’si hafif olmak üzere 26 yaralı, 1 binbaşı ile 8 nefer şehit, eşkıyadan 37 ölü ile 100 kadar yaralı olmuştur. Burada şehit olan Binbaşı Maraş Jandarma Kumandanı Süleyman Bey’dir. Süleyman Bey’in şehit olduğundan Zeytun ismi Süleymanlı’ya dönüştürülerek, Süleyman Bey’in ismi sonsuza kadar yaşatılmıştır.

 

 

Halep Suriye’de Surp Kevork Kilisesi’nde bulunan Zeytun İsyanı Anıtı

 

Keskin kılıç, mermi ve silahın sonsuza kadar Ermenilerin oyuncakların olduğunu söyleyen ve Ermenileri silahlanmaya davet eden Zeytun Marşı

Զեյթունցիների հիմնը


Արևն ելավ, զեյթունցինե’ր,
Դեհ ձի հեծնենք, առնենք զենքեր, դիմենք առաջ.
Ինչո՞ւ, ինչո՞ւ գլուխ ծռենք
Բռնավորին մեր վիզ պարզած:

Զեյթունցի ենք, մեր սփոփանք
Են պատերազմ և արշավանք,
Սուր, թուր, գնդակ և հրացան
Են խաղալիք մեր հավիտյան:

Ամբողջ հինգ դար գերի ենք մենք,
Մեր շղթայք մենք պատրաստեր ենք,
Ինչո՞ւ այժմեն մենք չստիպենք
Մեր գերողին կրելու զայն:

Կեցցե’ Զեյթուն, ապրի’ Զեյթուն,
Թող չտեսնե ստրկություն.
Քանի ունի մեզ պես որդիք,
Ապրի’ Զեյթուն, կեցցե’ Զեյթուն:

 

 

Zeytunlu Aram Çolakyan (Aram Cholakian)

 

Kaynaklar:

AGHASSI, Zeitoun Depuis les Origines Jusqu’a I’insurrection de 1895, Translation by Arshak Chobanian, Paris 1897.

BAĞÇECİ, Yahya, 1895 Zeytun Ermeni İsyanı, Basılmamış Doktora Tezi, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mart 2008, Kayseri. 

DİNÇASLAN, A. Latif, Zeytun ve Çevresindeki Ermenilerin İsyanları (1895-1921), Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kahramanmaraş, 2006.

DOĞAN, Orhan, “Zeytun (Süleymanlı) Ermenileri Tarafından Şehit Edilen Osmanlı Askerleri (Osmanlı Arşiv Vesikalarına Göre)”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2011 10 (1), s.61-98.

EYİCİL, Ahmet, Maraş’ta Ermeni Siyasi Faaliyetleri, Gün Yayınları, Ankara 1999.

EYİCİL, Ahmet, “1878 Zeytun İsyanı”, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi (OTAM), Ankara, Sayı 10, s. 27-58.

EYİCİL, AHMET, “1895 Maraş ve Zeytun İsyanı” , Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi (OTAM), Sayı 11, s. 157-210.

EYİCİL, Ahmet, “Zeytun Ermenileri ve Fındıcak İsyanı”, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Askerî Tarih Bülteni, Sayı 44, Ağustos 1999, s.37-46.

GÖYÜNÇ, Nejat, Türkler ve Ermeniler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2005. 

GÜNAY, Nejla, Maraş’ta Ermeniler ve Zeytun İsyanları, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2007.

HALAÇOĞLU, Ahmet, Bir Ermeninin İtirafları 1895 Maraş ve Zeytun Olayları, Yeni Türkiye Yayınları, 2007. 

İLTER, Erdal, Ermeni Meselesi’nin Perspektifi ve Zeytun İsyanları (1780-1915), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1995.